EN
ÇELİK
İHRACATÇILARI BİRLİĞİ

SPEKÜLATÖR AYAĞA KALK

MUAMMER BİLGİÇ
BİLECİK DEMİR ÇELİK A. Ş. GENEL MÜDÜRÜ

Temmuz 2017

Nisan 2017'nin son günlerinde başlayan ve Haziran sonu itibarıyla yeni bir düzenleme ile sonuçlanan bir tartışma süreci sonunda nervürlü yapı çeliği için % 30 düzeyindeki gümrük vergisi sayın bakanın ifadesiyle % 10' a indirilecek şekilde bir kararname ile bakanlar kurulundan geçti.

Konunun nasıl geliştiğinden herkesin haberi olması nedeniyle detaya girmeye gerek yok, ancak detaydaki bazı noktalar ülkemizdeki genel atmosfer ile ilgili ipuçları nedeniyle irdelenmeli. Aslında konu, sonuç itibarıyla, bir sektörün spekülasyon şikayetinin ve ithalatın serbest bırakılması talebinin, ilgili yürütme organı tarafından değerlendirilmesi ve bu süreç sonunda yetkisi dahilinde karar alarak spesifik bir üründe gümrük vergisini düşürmesi olarak basitleştirilebilir, son derece normal ve kuralına uygun bir karar alma süreci olarak bile tanımlanabilir. Kararın etkilerini hep beraber yaşayacağız, diğer bir çok kararda olduğu gibi… Buraya kadar bir sorun yok, ancak; nedenler, karar alma sürecinin yetkinliği, tartışmadaki entelektüel düzey, kurumlar arası ilişkiler, bu kararın ülkemizin gelişme stratejilerine yansıması, etik kurallar vb. noktalar açısından değerlendirme yapıldığında ciddi sorunlar olduğunu belirtmemiz gerek.

Ortaya attığı iddianın ne anlama geldiğini ve bu iddianın etik sorumluluğunu değerlendirmekten uzak bir meslek örgütü sözcüsü basına yansıdığı kadarıyla “ Çelikçilerin spekülasyon yaptığını, ortak hareket ederek piyasaya ürün vermediğini ve fiyatları yapay bir şekilde artırdığını” iddia etmiştir. Aslında doğrudan rekabet kurumunun incelemesi gereken bir konu, yürütme tarafından gümrük vergileri açısından dikkate alınmış ve sonuçta alınan kararla, bu iddiayı doğrular bir şekilde, gümrük vergilerini düşürmüştür. Daha basit bir ifade ile birileri nervürlü çelik üreticileri için spekülasyon yapıyor demiş, yürütme de, amacı bu olmasa da, bu iddiayı teyit etmiştir, bu kararla birlikte çelik üreticilerinin spekülasyon yaptığı yürütme tarafından tescillenmiş ve yürütme ülkemizin bir değerine “Spekülatör ayağa kalk” demiştir.

Bu doğrudan iddia ve dolaylı teyit ile dünyanın 17. büyük ekonomisinin içinden çıkıp 8. büyük üretici ve bu üründe 2. büyük ihracatçı olabilme yetkinliğine ulaşmış saygın bir sektör, spekülatör olarak yaftalanmıştır. Tüm tarafların bu noktada durup, bu sonucun ne kadar ağır bir itham olduğuna bakması ve bunun etik ağırlığını herkesin hissetmesi gerekir.

Anlaşıldığı kadarıyla; dönemin yıldızı olduğu iddia edilen bir sektörün temsilcisi olduğunu söyleyen birilerinin temelsiz iddialarla yarattığı gürültünün susturulması talimatı verilmiş, gereği yapılmış, bu arada alınmış kararın tartışmaları yapılıyor görüntüsü verilmiştir.

Ancak, alınan her türlü kararın ülkenin genel gelişme vizyonuna uygun olması gerektiği açıktır, eğer karar alma süreçleri bu örnekte olduğu gibi yürüyorsa, demek ki, stratejiden fazla, kimin sesi daha çok çıkıyorsa ve kim etkinse, onun dediği oluyormuş. Tersi söylense de, sıkça iddia edildiği gibi, gelişmenin inşaat sektörü önderliğinde olacağı şeklinde bir stratejimizin olduğunu kabul etmemiz gerekir, böylesi bir paradigma içinde bir sektör, diğer bir sektöre tercih edilmiştir. Kazanan müteahhitler olmuştur, kaybeden ise sanayileşme, büyüme politikaları ve inandırıcılık…

Konu, ülkemizin tıkandığı 8000 usd / kişi'lik yıllık gelir limitini aşma politikaları, sanayileşme tercihleri, dünyadaki eğilimler ve gerçekler düzeyinde tartışılması gerekirken, hiçbir gerçekle bağdaşmayan sansasyonel açıklamalar öne geçmiştir.

Şantaj anlamına gelen açıklamalar bile yapılabilmiştir, düşünebiliyor musunuz , “ Ekonomi bakanı ile dirsek temasındayız, fiyatlar düşmezse inşaatları durdururuz” denebilmiştir, ülkemizde bunu söyleyebilecek tek grup müteahhitlerdir sanırım. Lütfen bu üslubu düzeyimizin bir göstergesi olarak bir tarafa not ediniz.

İhtiyacımız olan yatırımlar için en önemli faktörün istikrar ve öngörülebilirlik olduğu çok somut bir gerçektir, kendinde güç gören, dönemsel olarak şımardığı bile söylenebilecek bir grubun talebiyle konjonktürü fırsat bilip yılların gümrük regülasyonlarının ülkemiz için rekor sayılabilecek bir hızda değiştirilebildiği bir ülkede, hangi sanayi yatırımcısı öngöremediği ve çok değişken bir gelecek için yatırım yapabilir?

Tıkandığımız kişi başına yıllık milli gelir düzeyinin aşılması için yeni bir anlayış , vizyon, yeni ürünler ve süreçlere ihtiyaç olduğu yürütmenin net söylemidir, strateji planları, ArGe , İnovasyon politikaları hep bu hedef için dillendirilmektedir. Bırakınız inşaat sektörü ile ne kadar büyüyebileceğimizi, mevcut sanayi yapımız ile bile bu tıkanıklığın aşılamayacağı en yetkili ağızlarca ifade edilirken, klasik, ancak ülkemiz için çok önemli bir sanayi dalı olan Çelik üretim sektörünü spekülatör ilan eden bir karar daha fazla ses çıkaran bir sektörü memnun etmek için alınabilmiştir.

Konu hangi sektörlerle ve nasıl büyüyeceğimiz ise, ne yapılacağı zaten güzel güzel söyleniyor, klasik sektörlerle, örneğin çelik üretim sektörünün bu ürün yapısı ve karlılığı ile daha farklı bir Türkiye olmayacağı açık iken , mevcudun varlığını bile riske atan bir uygulamayı nasıl yorumlamak lazım? Gelişmiş dünya seçimi, inşaat ile klasik sanayiler arasında yapmıyor, klasik sanayilerle, yeni sanayiler arasında yapıyor. Doğal kaynaklar, dev tesisler geleceğin ve gelişmiş ülkelerin zenginliğinin artık tek kaynağı değil, tüm tanımlar değişiyor, bilginin önceliği ve önemi artık belirleyici, böylesi bir dünyaya kendisi ve ülke için varlığı yaşamsal bir sektör için temelsiz, iddiada bulunabilme cesaretini bulanları memnun etmeye yönelik popülist uygulamalar ile yürüyemeyiz.

Zamanın ruhu denilen bir kavram var, en azından bu örnekte, bu ruh Türkiye ve Dünya için çok farklı. Tüm dünya koruma önlemlerini yükseltirken, globalleşme çökerken, önce ben söylemi popüleşirken, Çelik sektörü zaten çok güçlü ve karlı olan ülkeler bile zorlama kararlarla kendi sektörlerini korumak için koruma kararları alırken, Türkiye tam tersi bir uygulama ile gümrük duvarlarını düşürüp, hem ihracat, hem de iç Pazar açısından çok önemli bir sektörü devlet destekli ve standart dışı ürün saldırılarına açık hale getirmektedir. Bugün dünyada böylesi bir kararı alan tek ülkenin Türkiye olduğu çok açıktır. Olası ithalatın gelebileceği en muhtemel ve müteahhitlerden sonra bu karardan en çok memnun olacak ülkelerin Rusya ve Ukrayna olması tesadüf müdür acaba…

Sektörün finansal büyüklüğü ile kıyaslanamayacak düşük karlılık düzeyleri, sorgulanır ve herkesçe kendi bildiği yanlış yöntem ve bilgilerle hesaplanır olmuştur. Serbest Pazar ekonomisinde karar vericiler kararlarını sektörün karlılığı hesaplarına göre alabilirler mi, spekülasyon iddiasının irdelenmesinde karlılık mı sorgulanır, yoksa, rekabet hukukuna aykırı davranışlar mı, sen zaten kazanıyorsun, o zaman senin karşına ithalatı koyarım denebilir mi?

17 Milyon ton / yıl üretimin ve sadece 9 milyon ton tüketimin olduğu bir ülkede rekabet nasıl olmaz ve ürün nasıl bulunmaz? Hem rekabetin , hem de ürün yeterliliğinin olduğu koşullarda yaratılan bu havayı anlamak gerçekten güç.

Katma değeri ve karlılığı zaten çok düşük olan bu sektör kar etmezse, değişen dünyaya teknoloji ve insan kalitesi açısından nasıl ayak uyduracak, monolog toplantılarında söylenilen 4. Sanayi ve inovasyon gibi güzel sözcükler fon yaratmadan nasıl uygulanacak?

Özellikle 2008 krizi sonrası elinde avucunda ne varsa krizin ölümcül dalgalarına direnmek için harcayan bu sektörün böylesi uygulamaların etkilerine nasıl göğüs gereceği ciddi soru işaretidir.

Özetle; konu, sadece sektörel bir konu değil, ülkemizin genel düzeyi, güçler dengesi, karar verme yetkinliği, kurumlar arası ilişkiler, gelişme stratejileri, kaderimiz gibi ayaklarımıza takılmış pranga olan düşük gelir düzeyinin nasıl aşılacağı, derin bir umutsuzluk hissi veren derdini ve haklılığını anlatamama hali, sesini ve düşüncelerini duyurmaktan korkma, aman sesini çıkarma, basın önünde tartışma , ne olacağı belli olmaz korkusunun neden olduğu şaşkınlık, umutsuzluk, korku, kırgınlık , koşullara uygun strateji oluşturamama sorunu gibi bir duygular , algılar, karmaşası içinde ülkemizin ve sektörümüzün gelişme çizgisinde yerini alacaktır. Çelik üretim sektöründeki gelişme yolculuğumuzda nasıl bazı dönüm noktaları ve karar alıcılar sıkça pozitif bir şekilde vurgulanıp takdir ediliyorsa , eminiz ki bu karar da içerik ve dönem olarak negatif bir karar olarak sektörün özel tarihinde yer alacaktır.