EN
ÇELİK
İHRACATÇILARI BİRLİĞİ

ÇİB Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci: Çelik Piyasalarındaki Toparlanmalar Sonucu İhracatımızın Artmasını Bekliyoruz

Son yıllarda çelik sektöründe Çin'in dampingli ürünlerini ihraç etmesiyle birlikte sektörde önemli sorunlar yaşanırken, Türk Demir Çelik sektörü geleceğini arıyor. Böyle bir dönemde Türk çelik sektörünün gelişmesi için başta dış pazarları araştırmak üzere birçok alanda çalışmalar yürüttüklerini belirten Çelik İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Namık Ekinci, sektörde şimdi birlikte hareket etmenin önemine değinerek sorularımızı yanıtladı.

Türkiye olarak 15 Temmuz gibi bir geceyi atlattık, bir yatırımcı olarak yaşanan bu süreci aktarır mısınız?

Ülkemiz ve milletimiz adına çok üzücü bir olaydı. Milli iradeye karşı yapılan darbe girişimi yine milletimizin birlik ve beraberlik duygusu sayesinde başarıya ulaşamamıştır. Türk halkı gücünü bir kez daha herkese göstermiştir. Bu tür girişimlerle ülkemize zarar vermek isteyenler emellerine asla ulaşamayacaklarını bir kez daha görmüş oldular.

Bu sürecin piyasalarda aşağı yönlü bir geçiş dönemi yaşattığını gördük. Ancak kısa zamanda hükümetimizin başarılı stratejisiyle aştık. Sanayiciler olarak milletimizin geleceği için daha fazla üretmeye, istihdam ve ihracat yaratmaya kararlılıkla devam ediyoruz. Bu kalkışmadan daha da güçlenerek çıktığımıza inanıyoruz.

Demir Çelik sektörümüzün geldiği noktayı aktarır mısınız?

2012 yılında Türk çelik sektörü, üretimini 35,9 milyon tona, ihracatını ise 19,8 milyon tona taşıyarak tarihi rekorunu kırdı. Böylece üretimde dünya 8.'si, ihracatta dünya 7.'si, inşaat çeliği ihracatında da dünya birinciliğini elde ettik. 2012 yılından sonra ise tüm dünyada ve ülkemizde yaşanan bazı olumsuz gelişmeler sektörümüzü fazlasıyla olumsuz etkiledi. Bu durumun sonucu olarak 2015 yılında 31,5 milyon tona düşen üretim miktarımız ile dünya sıralamasında 9.'luğa; 16,1 milyon tona inen ihracatımızla da 10.'luğa; inşaat çeliği ihracatımızda da dünya 2.'liğine geriledik.

Zaman zaman yaşadığımız negatif yönlü dalgalanmalar, elbette ki sektörümüzün Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Üretim ve ihracatta dünya sıralamasında halen çok önemli bir konumdayız. Önümüzdeki dönemde 2012 yılındaki gücümüze kavuşacağımıza ve hatta daha da ileriye gideceğimize inancımız tamdır.

Dünyada demir çelik sektörünün ulaştığı büyüklük ve sorunları nelerdir?

2000 yılında 851 milyon ton olan dünya ham çelik üretimi 2015 yılında 1 milyar 598 milyon ton olarak gerçekleştirdi. Çin 2000 yılında 129 milyon ton ham çelik üretirken; 2015 yılında dünya çelik üretiminin 804 milyon tonunu üstlendi. 2015 yılında, Çin'i 105 milyon tonluk üretimiyle Japonya ve 89,4 milyon tonluk üretimiyle Hindistan izledi. 2016 yılı 10 aylık döneminde ise dünyada 1 milyar 333 milyon ton çelik üretimi gerçekleşti. Bu dönemde Çin 673 milyon ton, Japonya 87 milyon ton, Hindistan 79 milyon ton, Türkiye ise 27 milyon ton ham çelik üretti.

Dünya üretiminde lider olan Çin, üretimindeki artış ile sorunları da beraberinde getirmiştir. Çin'in üretim miktarını sürekli artırması, firmalarının borç/varlık dengesinin borç lehine yükselmesi ve iç pazardaki büyüme oranının beklenen seviyede gerçekleşmemesinden dolayı DTÖ kurallarına aykırı, agresif bir ihracat politikası izlemeye başladı. 2014 yılı itibariyle Çin, dünya çelik ihracatının yüzde 21'ini gerçekleştirir duruma geldi. 2015 yılında da dünyada en çok çelik ihracatını gerçekleştiren Çin, ihracatını artırmaya devam ederken, dünyanın önde gelen birçok çelik ihracatçı ülkesi ihracatında düşüş yaşadı.

Çinli üreticilerin devlet teşvikleri alması, GTİP değiştirmek gibi bazı hileli yollara başvurarak DTÖ kuralları dışında hareket etmesi dünya ticaretine ve çelik sanayine göz ardı edilemeyecek derecede zarar veriyor. Çin her ne pahasına olursa olsun üretmek ve tüketemediğini de ihraç etmek zorunda. Bu nedenle ürettiğini elinden çıkarmak için herhangi bir kural gözetmiyor. Öyle ki Çin, dünya piyasalarına zararına satış yapar duruma geldi. Bunun da ana göstergesi Çin'in borsaya kota çelik firmalarının 9 milyar dolar gibi yüksek bir oranda zarar açıklamalarıdır. Açıkladıkları bu zarar dampingli ürün ihraç ettiklerine dair önemli bir göstergedir. Bu gelişmeleri tsunamiye benzetmek mümkün ve bu tsunaminin olumsuz etkisinden sadece Türkiye değil dünya ülkeleri de mustarip. Örneğin ABD sürekli olarak Çin'e soruşturma açıyor ve bu soruşturmalar sonucunda yüzde 200'lere varan vergiler koyuyor. Keza Avrupa Birliği de yıl içerisinde tedbirler konusunda ortak bildirimler yayınladı. Kısacası Çin, dünya çelik sektörü için bir tehdit diyebiliriz.

Dünyada tüm çelik üreten ve ihraç eden ülkelerin tek sorunu elbette Çin değil. Son dönemde çelik ihracatında ortalama birim fiyatlarının düşüş eğilimine girmesi de büyük bir sorun olarak karşımıza çıktı. Bu duruma bir de hammadde ve emtia fiyatlarındaki düşüş de eklenince 2015 yılı beklediğimizden çok daha zorlu geçti. Ayrıca en önemli ihracat pazarlarımızdan olan MENA bölgesinde yaşanan politik sıkıntılar ve bölge ülkelerinin ekonomilerinin küçülmesi sonucu yatırımlar yapılamamış ve çelik tüketimi minimum seviyelere inmiştir.  

Yine dünya çelik sektörünü etkileyen bir diğer faktör ise bazı ülkelerin iç piyasalarını korumak amacıyla haksız mesnetlerle sık sık ticaret politikası önlemlerine başvurmalarıdır. Oysaki ithalatın önünün tamamen kesilmesi demek ülke içindeki fiyatların yükselmesi demektir.  Bu fiyat artışı da o ülkenin devlet ve vatandaşına yansıyacak, ülkelerin iç ekonomilerine zarar verecektir. Aynı zamanda haksız kazanç yerli üreticileri de rehavete sürükleyecektir. Türk çelik sektörü olarak bizler de, başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin mesnetsiz gerekçelerle, haksız yere açtığı anti-damping ve telafi edici vergi soruşturmalarına maruz kalıyoruz. Son dönemde ciddi şekilde artış gösteren bu soruşturmalar, yanlış ve kötü amaçla kullanıldığı takdirde serbest ticaretin önünü tıkamakta ve o ülkedeki sadece belirli bir kesime fayda sağlamaktadır. Birçok davada haklılığımızı kanıtlasak da dava süreçlerinin uzun sürmesi ve ülkeler arasındaki ilişkilerde bulanıklık yaratması sebebi ile ihracatımıza zarar vermektedir.

Sektörümüzün geleceğini ve gelişimini tehdit eden bu sorunlar çelik üreten ve ihraç eden tüm dünya ülkelerini yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle söz konusu durumdan etkilenen tüm ülkeler ile işbirliği içerisinde çözülmesi gerekiyor.

Uluslararası pazarda anti-damping sorunlarımızın çözümü konusunda yapılan çalışmaları aktarır mısınız?

Türk çelik ürünlerimize karşı 2010 yılından bugüne kadar toplam 18 ülke tarafından 51 dava açıldı. Bu davaların şu anda 2 tanesi devam ediyor. Birlik olarak avukatlarımız aracılığıyla sektör adına zarar savunması yapıyor, tüm süreci yakından takip ediyor ve firmalarımıza söz konusu sürece ilişkin danışmanlık hizmeti veriyoruz. Ayrıca çelik sektörünün bilinirliğinin, itibarının artırılması ve soruşturmaların açılmasını önlemek amacıyla başta ABD ve Kanada olmak üzere birçok ülkede lobi faaliyetleri yürüttük, lobi heyetleri gerçekleştirdik. Lobi heyetleri ile soruşturma açan ülkelerdeki ilgili otoriteler ile görüşerek Türk çelik sektörünün dampingli ve teşvikli ticaret yapmadığını, DTÖ kurallarına harfiyen uyduğunu anlatarak bu süreçlerde desteklerini istedik. Türk çelik firmaları kesinlikle dampingli ürün ihracatı yapmadığı ve AKÇT anlaşması gereği devletten hiçbir teşvik almadığını her fırsatta dile getiriyoruz. Sektörümüz tam tersine devletimize fon vergiler ödemektedir. Bu sebeple devam eden soruşturmaların da sektörümüz lehine sonuçlanacağına eminiz.

Cumhurbaşkanı özellikle yurt içinde üretimin artmasını sağlamak için yerli ürünlerin tercih edilmesini her fırsatta dile getiriyor. Bu durumun demir çelik sektörü açısından da aynı bilinci oluşturduğunu söyleyebilir miyiz?

Elbette aynı bilinci oluşturuyor. Ancak çelik üretimine kullandığımız hammadde kaynaklarımızda bir darboğaz yaşıyoruz. Örnek verecek olursam; Türkiye'de cevher rezervlerimiz az ve var olan rezervlerin de tenörü düşük. Üretimimizdeki diğer bir stratejik girdi olan hurda konusunda ise, Türkiye'de var olan tüm hurdayı tüketmemize rağmen ihtiyacımız karşılanamadığı için yaklaşık 20 milyon ton civarında ithal ediyoruz. Bu sebeple yurt içinde üretim bilincinin artmasının yanı sıra bu bilinci uygulamaya koymamız için belirttiğim konuların çözüme kavuşturulması gerekmektedir. 

Çelik İhracatçıları Birliği olarak 2016 yılında yaptığınız çalışmaları aktarır mısınız?

Çelik İhracatçıları Birliği'miz, yaklaşık 1000 üyesiyle Türk çelik üreticilerini ve ihracatçılarını temsil ediyor. Birliğimizin temel hedefi; çelik ihracatını artırarak Türkiye ekonomisine katkı sağlayan en önemli aktörlerden biri olmaktır. Ülkemizi dünya pazarlarında tanıtmayı ve pazar payımızı artırmayı birincil hedef olarak belirleyen birlik, aynı zamanda ithalatçı ülkelerin ihtiyacına uygun çeşit ve kalitede ürünler üretilmesini sağlamak ve ihracatçıların yurtiçi ve yurtdışında karşılaştıkları sorunları çözmek amacıyla üyelerine hizmet veriyoruz. Ticaret ve alım heyetleri düzenliyor, dış pazar araştırma geliştirme ve girdi tedariki çalışmaları yürütüyor, Ar-Ge konusunda sektöre destek oluyoruz. Aynı zamanda Türk çelik sektörünü tanıtıcı faaliyetler sosyal sorumluluk projeleri hayata geçiriyoruz.

2016 yılında da üyelerimiz ve sektörümüzün önde gelen sivil toplum kuruluşları ile birlikte birçok projeyi hayata geçirdik. Sektörümüz adına çok önemli adımlar attık. Sektör temsilcilerimizi ilgili Bakanlarımızla buluşturduk ve sorunlarımızı paylaştık. Yine sektörün önde gelen sivil toplum kuruluşları ile sektör temsilcilerini çalıştay ve çeşitli toplantılarda buluşturduk. Sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi dile getirdik.

2016 yılı Mayıs ayı içinde Çelik Sektörü SWOT Analizi ve Strateji Çalıştayı düzenleyerek Türk çelik sektörünün temsilcilerini bir araya getirdik. Sektörün SWOT analizini yaptık ve gelecek stratejilerini belirledik. Çalıştayda, üretim ve ihracatta düşüşe neden olan zayıf yönleri güçlendirmek, tehditleri ortadan kaldırmak ve fırsatları değerlendirmek üzere stratejiler ortaya koyarken; Ar-Ge, inovasyon, katma değerli ürün üretimi, işbirliği ve konsolidasyon gerekliliği ön plana çıktı. Çalıştayda belirlenen stratejiler doğrultusunda sektörün gelişimine yön verecek bir yol haritasının çizilmesi için ilk adım da atılmış oldu.

Sektörün ihracatını artırmanın yanı sıra Türk çelik firmalarının ihracatını kolaylaştırmanın da yollarını da aradık. 2016 yılı Haziran ayı içerisinde "Avrupa'ya Demiryolu ile İhracat Konferansı” düzenledik. Yapılan analizlerde Orta Avrupa'ya yapılan çelik ihracatının çok düşük seviyelerde olduğunun ortaya çıkması üzerine Çelik İhracatçıları Birliği olarak; Avusturya, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya'dan oluşan "Avrupa 5'lisini” mercek altına aldık.

URGE Projemiz kapsamında uluslararası çelik ticaretinin önemli merkezlerinden Chicago ve Houston'a ticaret heyeti düzenledik. Heyet boyunca Amerikalı çelik firmaları ile bir araya gelen sektör temsilcilerimiz yaklaşık 30 firma ile 160 iş görüşmesi yaptı.

Kasım ayı içerisinde iki önemli etkinliğe imza attık. İlk olarak çelik sektörümüzün uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak ve katma değeri yüksek ürün üretimine katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiğimiz Çelik Test ve Araştırma Merkezi'nin (ÇETAM) açılışını gerçekleştirdik. Sektörümüzün ihtiyacı olan Ar&Ge, inovasyon ve bağımsız akredite laboratuvar hizmetlerini yürütmek üzere kurduğumuz MATİL şirketimiz ile birlikte hummalı bir şekilde çalıştık. İstanbul Kalkınma Ajansı'ndan proje desteği aldık ve İTÜ Maslak kampüsünde Çelik Test ve Araştırma Merkezi'mizi inşa ettik. Çalışmalarını MATİL'in yürüteceği ÇETAM, Ar-ge ve inovasyon dahil tüm hizmet süreçlerinde kalite yönetim ve laboratuvar akreditasyonu sistemleri, tarafsızlık, bağımsızlık, dürüstlük, gizlilik ve güvenilirlik ilkeleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürecek. Bu doğrultuda MATİL, TÜRKAK TSE EN ISO/IEC 17025:2012 standardına göre akredite laboratuvar oldu.  Böylece MATİL'in çelikler ve kömürler için 40 adet ulusal ve uluslararası standarda göre yaptığı 24 farklı deney metodundaki test ve analizlerin uluslararası alanda kabul edilirliği tescillendi. Son teknoloji ile donattığımız ÇETAM'ın sektörümüzün uluslararası rekabette elini kuvvetlendireceğine ve katma değerli yüksek ürün üretimine geçişini kolaylaştıracağına inanıyoruz. Böylece uluslararası arenada ve her çeşit metal üzerinde hizmet vermeye başlayacağız. Ayrıca laboratuvar hizmetleri haricinde yapacağımız Ar&Ge ve inovasyonlar ile üretilecek projeleri hayata geçirip akıl satın alan yerine akıl satan uluslararası şirket olmasını sağlayacağız.

Merkezin açılışının ardından "Çelik İhracatının Yıldızları Ödül Töreni” ile 2015 yılı ihracatının 4,6 milyar dolarını üstlenen 39 firmaya ödüllerini verdik.

2016 yılı sektörün geldiği noktayı ve gelecek beklentilerinizi aktarır mısınız?

Çelik İhracatçıları Birliği olarak açıkladığımız Ocak-Kasım 2016 ihracat rakamlarımıza göre; sektörümüzün ihracatı miktar bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,5 artışla 14,9 milyon tona ulaştı. Aynı dönemde değer bazındaki ihracatımız ise yüzde 10,5 düşüşle 8,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kasım ayı ihracatımız ise miktarda bazında yüzde 11 artışla 1,3 milyon ton, değer bazında ise 12,1 artışla 742 milyon dolara yükseldi.

Son birkaç yıldır yaşadığımız düşüşün hem miktar hem de değer bazında durması bizleri özellikle 2017 yılı için umutlandırdı. Önümüzdeki dönemde de küresel çelik piyasalarındaki toparlanmalar sonucu ihracatımızın yükselişe geçmesini bekliyoruz. Hedefimiz düşüşü durdurmak ve yukarı yönlü hareketi sağlamak. Sektör temsilcilerimizle bu doğrultuda çalışmalarımıza devam ediyoruz.