EN
ÇELİK
İHRACATÇILARI BİRLİĞİ

Para Piyasaları ve Çelik Sektörü: İleriye Bakışın Finansal Boyutu Etkileri Üzerine Notlar-Ayhan Akın

Ayhan Akın

CFC Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Kurucu Ortağı

Tüm dünyanın önemli sıkıntılarından birisi hemen hemen tüm sektörlerde ve ekonomik anlam ve büyüklük ifade eden tüm coğrafi bölgelerde kapasite fazlasına bağlı bir arz fazlasının oluşmuş olması. Bunun para piyasalarına kapalı kapılar ardında ya da artık aşikâre yansıması ne şekilde gerçekleşiyor konusu temelde bu yazının maksadını oluşturuyor.

Son 10 yılda 1 Milyar USD 'lik bir yatırımı yapan yatırımcı (çelik, enerji, petrol, maden vb.) bugün şununla yüzleşmektedir. Emtia fiyatlarının hızla geriye çekilmesi, örneğin 140 USD fiyatlı petrolün 30 USD 'nin altına gerilemesi ve güncel fiyatlarla 48 USD civarında olması gerçeği beraberinde yapılmış yatırımlardan beklenen ciroları da aynı seviyede düşürdü. Böylece 1 Milyar USD 'lik yatırımı geri ödeyebilecek nakit akış teyit edilemez hale geldi. Bu beraberinde borçlanma yapısının daha uzun vadelere yayılması ve sürdürülebilirliği sorunlarını büyüttü.

Geçmişte yatırım finansmanı için verilen 1 Milyar USD 'lik kredi artık reel olarak 1 Milyar USD değil. Geçmişte daha ziyade sektör bazında bu tür durumlarla yüzleşen para piyasaları bu defa tüm sektörlerde aynı sonuçla karşı karşıya. Halbuki finans kurumları da kaydi parayı arttırarak yani öz kaynağının çok üzerinde para yaratarak sistemi fonlayan bir yapı ve süreç tasarımına sahip. Bu da sonuçta finans kurumlarının "canlı” dediği kredilerin aslında karşılığının en az % 50 oranında erimiş olduğu gerçeği ile karşı karşıya kalmasına sebep oldu. Bu arada portföydeki "cansız” hale gelen iflas eden ya da Türkiye'de moda örneği ile iflas ertelemelere giden firmalar yani geri dönüşü kesin olarak artık mümkün olmayan fonların oluşturduğu baskı da hesaplandığında bankacılık sistemi bugün reelde öz kaynağını yitirme riski yaşamaya başladı.

Bu arada hep duyduğumuz eksi faiz uygulamasına da değinelim. Basitleştirilmiş mantık ile eksi faiz Merkez Bankalarının doğrudan banka ve 1.cil piyasada işlem yapmaya yetkili benzer finans kurumlarını fonlaması, ya da bizlerin tabiri ile bunlara kaynak ve kar aktarmaları. Eksi faiz uygulaması sonucunda, teorik olarak, yatırımcının borçlanma maliyetini düşürmesi ve yatırımları teşvik etmesi, tüketicinin borçlanma maliyetini düşürmesi ve harcamayı teşvik etmesi ve bu ikisinin birbirini beslemesi beklenmektedir. Ancak uzun zamandır uygulayan Japonya'da dahi bu sonuç tam olarak alınamıyor.

Bununla birlikte zaten fazla kapasitelere bağlı arz fazlası yatırımcıyı yatırımdan alıkoyuyor diğer yandan yatırımcıların mevcut finansal koşulları ve bu fonları MB' den alan finans kurumlarının yatırımcıya yeterince yönlendirememesi beraberinde her geçen gün daha büyüyen fonların sürekli para piyasalarında işlem yapmalarını zorunlu kılıyor. Yani para aşağıya inmek yerine kontrat üzerinde petrol vb. emtia alınıp satılan, hisse senedi, tahvil işlemlerinin yoğunlaştığı bir piyasa oluşuyor. Sadece petrol piyasasında kontrat hacimleri reel arz / talebin 15 katından fazla.

Bütün bunlar kısa bir not ile şuna sebep oluyor: Para piyasaları ile reel sektör gerçekleri giderek birbirinden ayrışıyor. Yani borsalar coşarken her şey güzel görünürken reel sektör satamayan, satsa tahsil edemeyen bir hal içinde boğuşuyor.

Reel sektör bugünkü fiyatlara göre değeri çok düşmüş yatırımları yapmış ve karşılığında eski yüksek yatırım bedelleri ile borçlanmış durumda. Yani borçlanma aynı iken piyasa koşulları, küresel para piyasaları ve azalan dünya büyüme hızı gibi sebeplerle şirket borçlulukları reelde 2 kat ve fazlasına çıkmış durumda. Şirketler değerleme yapsalar birçoğu borç baskısının boyunu ve ticari performansını çoktan geçtiği gerçeği ile yüzleşecek. Yani şirketlerin aktif kalitesi göründüğü gibi değil. Bankalar durumun farkında, onlar da öz kaynaklarının çok üstünde fonlama yaparken karşılığının kalmadığının farkında. Yani bankaların aktif kalitesi de göründüğü gibi değil. Oyunun devam etmesi ve zamana yayılması önem kazanıyor. Yani borçlanmanın sürdürülebilirliği hiç olmadığı kadar önemini arttırdı. Burada devreye MB 'ler giriyor. Piyasaları fonlamaya çalışıyor ancak fonlama para piyasalarında kalıp reel sektöre gerektiği kadar ulaşmıyor. Ulaşsa dahi reel sektörün yatırım yapabileceği bir piyasa ya da talep olmadığı ortada, zaten sadece çelikteki yaklaşık 600 milyon ton kapasite fazlası sektör finanse edilse dahi yatırımcı için bir endişe kaynağı. Teorik abartılı bir söylem ile yatırımcı aslında MB 'lerin 10- 20 – 50 yıllık eksi faizli fonuna doğrudan ihtiyaç duyuyor, bu fon bankalar yerine olduğu gibi koşullarla yatırımcıya aksa o zaman yatırımcının üzerindeki borç baskısı vade ve likidite açısından rahatlayacak ve kırılamayan zincir o zaman belki kırılabilir hale gelecek.

Çelik ağırlıklı olarak inşaat ve otomotiv sektörünün kullandığı bir ürün. Bu iki sektördeki talep ise düşük faiz oranları ile teşvik edilebiliyor. Ayrıca her iki sektör için kendi yatırım ve üretim maliyetlerinde faiz önemli bir maliyet kalemi. Yani düşük faiz arz maliyetlerini de doğrudan etkiliyor. Çelik sektörü kendi başına yüksek montanlı sermaye yatırımı ve ayrıca işletme sermayesi gerektiren bir sektör. Bu da ayrıca sektörün hizmet ettiği otomotiv ve inşaat sektörüne daha düşük maliyetle ürün arz etmesi için faiz oranlarının hayati önemini arttırıyor. Yatırım ayrıca rekabet gücünün korunması ve arttırılmasının en önemli aşaması.

Çelik sektörü kısacası tüm piyasadaki gelişme ve kararları, para piyasalarının gidiş yönünü iyi kavrayıp gelecek planlamasını yapması gereken bir durumda. Bundan dolayı Çin gibi ülkeler kendi sektörlerini Merkez Bankası politikaları ile yoğun bir şekilde destelemektedir.

2016 başından bu yana parasal genişleme ve eksi faiz uygulamalarının etkisi ile Türkiye'ye önemli boyutta para girişi olmakta. Ancak bu kaynak sıcak para dediğimiz haftalık, aylık hedeflerle gelen para. 2015 yılının 6 aylık dönemi ile karşılaştırdığımızda 2016 yılının aynı dönemi arasında gelen doğrudan yatırımlar ancak bir önceki dönemin % 60'ları seviyesinde. Birtakım parametreler borsa, USD / TL kuru gibi pozitif seyrederken reel sektöre katkı sağlayacak, finansman sağlayacak, mevcut finansman yükünün sürdürülebilirliğini artıracak kaynak girişi sınırlı. Diğer piyasalar sadece bu alanda bizden daha iyi olduğunda yerli sanayicinin o piyasadaki rakipleri ile rekabeti daha da güçleşecektir.

Bu denli yüksek sermaye gereksinimi olan sektörde, mevcut borçlanma yapılarının da bozulması ve şirket değerlerinin yıpranması, önümüzdeki yıllarda zorunlu konsolidasyonları ve tesislerimizi değerinden ucuza rakiplere ” kaptırma” risklerini getirecektir.

Bu noktada önemli kritik husus para piyasalarında rekabet gücünüzü arttırmak ve mevcut borç baskısı ile geleceğin belirsizlik riskini bertaraf etmek için fon sağlamak şart.

Olması gereken ise ortak yapısal bir dönüşümü ve sonuçta geleceği şekillendirecek, ülkenin ekonomik parametrelerine gerçekçi planlarla hizmet edecek bir "hikaye”. Aslında bu "hikaye” ne hoş ki çelik sektörü duayenleri tarafından belli platformlarda dile getiriliyor. Eksik kalan kısım bütünlük, birlik, ortak hedef için ortak plan ve aksiyon.

Sonuç olarak buradan da ortaya çıkan, birlik olmayı öğrenmek, ülkenin tüm kurum ve kuruluşları ile desteklenmiş stratejik hamleleri öne çıkartmamız, sektörün gelecekteki rekabet gücünü arttıracak ortak politikaları her alanda belirleyip uygulamamız bir zorunluluk olarak görülmektedir. 

 

* Yazı kısaltılmış olup tamamını okumak için http://matil.org/uploads/dokuman/526-1/Ayhan-Akin-Para-Piyasalari-Ve-Celik%20Sektoru.pdf