Sürekli Gelişen Dünya, Yeni Trendler, Hızlı Değişim ve Çelik Sektörü- Ayhan AKIN

 SÜREKLİ GELİŞEN DÜNYA, YENİ TRENDLER, HIZLI DEĞİŞİM VE ÇELİK SEKTÖRÜ: BU KOŞULLAR ALTINDA İLERİYE BAKMAK ÜZERİNE NOTLAR

 

Ayhan AKIN 

CFC Mali Müşavirlik ve Danışmanlık Kurucu Ortağı

 

Küreselleşme sadece şirketlerin organizasyon yönetimi değil kamu yönetimi alanında dahi standartlaştırmayı ya da en azından aynılaştırmayı bir zorunluluk haline getirdi. Aynılaşan tüketici yaşamı taleplerin şiddetini ve etkilerini artıyor. Yani artık etkiler, sonuçlar küresel boyutta.

Buradan 2008 yılına dönelim. Küresel Piyasalardaki finansal iyileşme ve bozulmaları bu gerçeklikle yorumlamamız gerekmektedir. Birçok uygulama, ilke, model bilinmeyen ve yeni şeyler değilse bile yaygınlaştı, standart haline geldi, mutlak ihtiyaç haline geldi ve küresel tüm rakipler tarafından kullanılabilir hale geldi.Zaten çağlardır hızlı değişebilen, dönüşebilen birçok koşul altında avantajlı iken 2008 yılı ile sınırları çizilen yeni dünya düzeninde” hızlı değişmek ve çevik olmak” yaşam sürmenin başat koşulu oldu.

 

Tek başına değişimi planlamak dahi artık çok anlamlı değil. O planlama kültürü içerisinde değişimin dinamiklerini çok hızla kavrayıp yeni bir planlama stratejisini hızla hayata geçirebilecek "aklı” oluşturmuş olmak gerekiyor.

 

Artık oyunun kuralını yüksek kapasiteler, yüksek tonajlar tek başına belirlemiyor. Kısacık özet bir cümle ile bu kapasiteleri satılabilir mamule dönüştürebilme becerisi belirleyici. Satılabilir mamul tanımını hepimiz biliyoruz. Kelimelerle kısa tanım ise bence şu şekilde yapılmalı: Müşterinin isteği. Dikkat edilirse müşterinin neye rıza gösterdiği değil. Müşteri kendisine değer katan, değeri arttıran ürünü talep etmektedir. Satın alacağı rulonun kendi değer zincirine ne kadar değer katacağı ile ilgilenmektedir. Örneğin otomotiv sektörünün sürekli değişen talebinin, önümüzdeki 10 - 20 yıl içinde kullanılan çelik mamul ağırlıklarını daha mukavemetli ürünler tasarlayarak en az % 30 - 40 seviyelerinde azaltması beklenmektedir. Bu örnek özellikle seçilmiştir. Müşteri kendi süreçlerine değer katmaya çalışırken üreticileri teknolojik gelişmeye, yeni teknikler geliştirmeye zorluyor ve bir yandan da sadece otomobil ana gövde ve şasi için çelik üreten hatları üretim hızının vs. aynı olduğu durumda önemli boyutta atıl duruma getiriyor.

 

Dünya çapında çelik sektöründe kapasite kullanımı % 65 - 70 bandında. Türkiye'deki durum maalesef daha vahim % 61 bandında. Kullanılamayan kapasite her şeyden önce finansal açıdan kaynak israfı, boşa alınmış ve faiz yükü yüklenilmiş bir borç halini almaktadır.

Genel bir kabul ile bugünkü sektör ebitda (favök) oranları da göz önüne alındığında ideal bir çelik üretim tesisinin asgari % 85 kapasite kullanımı ile mali açıdan verimli çalışabildiği söylenebilir. Yüksek boyutlu finansal kaynaklar ile yatırım yapabilen çelik sektörü karlılığın giderek gerilediği rekabet düzleminde kendi geleceğini mali açıdan rahatlatabilmek için fon oluşturabilmeli, bunun için ise % 90 lar seviyesinde kapasite kullanımını oluşturabilmeli.

Bu şu anda sektörün önemli sorunu olduğundan ABD ‘de dahi son yıllarda çelik üreticilerinin borçlanma ihtiyacı artış trendi içerisindedir. Yatırımı için borçlanılan ve finansman yükü getiren kapasiteler atıl bırakılmamalı fikri doğru ama bir ilavesi daha var. Mevcut Ebitda marjı kadar "muhtemel kazanç” kullanılmayan kapasiteden dolayı işletmenin kaybı olmaktadır.

Yani değişen dünyada artık kapasiteyi kullanamamak hayati bir önem kazanmıştır.

Bugün önümüzdeki 10 yıl içerisinde Rus Çelik Üreticilerinin birçoğunun dikey entegrasyonu Pazar koşullarına bağlı olarak başaracakları birçok platforma ifade edilmektedir. Keza aynı platformlarda, EAF teknolojisi ile üretim yapan Rus Çelik Üreticilerinin yerel Pazar büyüse güçlense dahi hurdaya bağlı kaynak maliyetinden dolayı rekabet gücünü kaybedeceği ve upstream yatırımını yapamayanların piyasadan çekileceği görüşü hakim. Açıkçası Rusya'nın ihracat pazarlarına yönelik rekabet gücünü maliyet artışlarına bağlı olarak bir nebze yitireceği beklenmekte ancak bu arada özetle yukarda bahsedilen konular ise üreticiler tarafından gereken hallerde ortak politika ve uygulamalarla yönetilmeye çalışılmaktadır. Rus Çelik Üreticilerinin karşılaşacağı güçlükler gelecek 10 - 20 yılda  bizim için büyük fırsatlar vaad ederken benzer yapısal sorunların bizde daha vahim bir tablo ortaya koyduğunu dolayısıyla benzer sorunları çözemememiz halinde bizim Rus üreticileri için fırsat oluşturacağımızı unutmamak gerek.

Keza bu konuyla alakalı olarak Çinli Üreticiler geleceğe hazırlık yapmak için birçok konuda çalışmaktadır. Bunlardan bir kısmı özellikle Entegre Üretim Tesislerinde "üretim / verim mükemmelliğini” sağlayacak enerji verimliliği, malzeme verimliliği ve daha yüksek kapasiteli YF lar yapılması gibi sıralanabilir. Hatta Çelik Üretim Teknolojisini köklü değiştirecek YF Uygulamaları ise önemli AR-GE lerdendir. Keza bu çalışmaları katma değerli ürünlerin üretimini arttırmaya yönelik çalışmalarla birleştirmektedirler. Bir yandan da önümüzdeki yıllarda iç pazarlarındaki artacak talebe rağmen oluşacak kapasite fazlasının sadece verim / maliyet / upstream yatırımları ile eritilemeyeceğinin farkındalar. Zira Çinli Üreticilerin uluslararası pazarda müşteri ilişkilerini daha iyi yöneteceği doğrudan satış teknikleri ile terminlerin iyileştirilmesi ve zamanında teslim gibi müşteri memnuniyetinin birçok boyutunda iyileştirme peşinde oldukları bilinmektedir.

Küreselleşme ve ardından yaşanan küresel kriz oyunun oynanma biçimini değiştirdi. Oyunun amacı yine aynı: Kazanmak. Ancak artık herkesin derdi ortak, benzer herkes de bu sorunlara benzer refleksler ve tepkiler ile yaklaşıp hızla daha mükemmel maliyet, daha mükemmel verim / üretim, daha mükemmel satış ağı, daha mükemmel müşteri ilişkisi, daha mükemmel yapılanmalara yönelik yapısal dönüşümler ve diğerlerini hedeflemektedir. Şimdiden yatırım yapıp bir amaç doğrultusunda güçlerini birleştirenler, sinerji yaratanlar, ileriye bakıp doğru okuyanlar ipi ilk göğüsleyecek olanlar.

Bir örnek ile ABD de 2025 yılına kadar Federal Emisyon Standartları çerçevesinde ortalama yakıt verimini yükseltmeli  (35,5 mpg den 54,5 mpg'ye) . Dikkat edilirse iyileştirme % 50 nin üzerindedir. Sektör zorunlu olarak alüminyum, fiber, plastik ve farklı alaşımlar üzerinde çalışmaktadır. Bir bakış açısı vermek için çelik yerine tamamen alüminyum ile yapılan orta segmentteki bir araçta ağırlık % 30 azalmaktadır. Dolaysıyla yüksek mukavemetli çeliğin yanı sıra diğer yandan alaşımlı çelik dışı malzemeler ve alüminyum gibi alternatif malzemelerin kullanımı da bir yandan artmakta ve arttırılmasına yönelik AR-GE ler hızla sürdürülmektedir. Muhtelif araştırma raporlarında tüm taşımacılık sektöründeki bu alandaki gelişmelerin sonucunda önümüzdeki 10 yıllık dönemde 100 Milyon ton civarında talebin azalacağı ifade edilmektedir.

Atıl kapasite, şiddetli rekabet koşulları ve yapısal sorunlar ile mücadele eden çelik sektörünün ise mutlaka satış ve üretim kanallarında müşterinin müşterisinin isteğini ve oluşabilecek ihtiyacını anlaması kaçınılmaz.  Maalesef çelik sektörü halihazırda kendi müşterisinin isteğini ve beklentilerini anlamak zorunluluğu tam hissetmemektedir. Kaçınılmaz olarak kim atıl kapasitesini kolayca üretime çevirebilir sorusuna sadece bu noktadan bakarsak cevabı: Müşteri beklentisini müşterisini ve onların müşterilerini en iyi anlayıp çözüm ortağı olabilen, olacaktır. Bunu gerçekleştiremediğimiz sürece dünya çelik piyasasından özellikle EAF bazlı söz sahibi olduğumuz konumun sürdürülebilir olması mümkün görünmemektedir. Bunun için ise sektör esaslı bir zihniyet değişimi, teknoloji yatırımı, organizasyon becerilerine yatırım ihtiyacı duymaktadır.

Daha önceki yıllarda katma değer mamul üretim tarafında yoğunlaşırken artık down streamden up streame kaymış yani değer ağırlıklı olarak hammadde üretim sürecinde oluşmaya başlamıştır. Küresel rekabeti ve gelecek 20 - 30 yılı bu gözle okumak önemlidir.

Şunu hatırda tutmakta özel bir fayda bulunmaktadır: 2 Milyar tonun üzerinde ve % 30'u atıl olan kapasitenin olduğu sektörde tek tek şirket bazlı çözümlerle rekabet mümkün değildir. Ülke stratejisi ve sektör katılımcılarının ortak politika üretmeleri ile Türkiye Çeliğinin geleceğini şekillendirmek mümkündür. Tek tek şirket çözümlerimiz kısa vadede doğru sonuçlar veriyor görünürken 10 yıl geçtiğinde dramatik olarak dünya pazarından çekilmek zorunda kaldığımızı ve tesislerimizi rakiplerimize kaptırdığımız gerçeği ile karşı karşıya kalmak kaçınılmazdır.

Optimizasyon kültürü bugün ziyadesiyle gelişti. Fiili bir örnek ile çok iyi planlanmış ve üretim süreci hat bazlı çok iyi optimize edilmiş bir tesis bugün pazara kapasitesine uyumlu nihai ürün arz edemediği için ara süreçlerde çok yüksek maliyet artışları ile karşı karşıya kalıp tüm üretimi o maliyetlerle yapamaz hale gelebilmektedir. Kısaca tıkanmaktadır. O halde esnekliği yüksek tesisler planlamak bir zorunluluktur. Sürekli değişen dinamikleri dev cüsselerle yönetmek dinozorların yok olması gerçeğini bize hatırlatmalıdır. Rekabetin artık cent bazında konuşulduğu ortamda her türlü Pazar koşuluna maliyet avantajını yitirmeden uyum sağlayacak esneklikte tesisler planlamak ve çalıştırmak şart. Sürekli satış ve dolayısıyla sürekli üretimin gerektiği kapasiteleri en üst seviyeye zorlamamanın şart olduğu sektörde ürün esnekliği ile ön plana çıkan tesislerimiz bulunmaktadır. Ancak daralan dünya ticareti gerçeğinde ürün esnekliğinin yanı sıra % 65 kapasite ile çalıştığı halde maliyet dezavantajı rakiplerine göre en az oluşan tesis çalıştırma bilinci bir gerekliliktir.

Bu hususların gerçekleştirilebilmesinin bir boyutu da AR-GE ve innovasyon kültürünün yerleşmesi ve yoğunlaşmasıyla yakın ilgilidir. Kanaatimce sektörün ortak AR-GE ve İnnovasyon Merkezlerine ihtiyacı açıktır. Gelişen yönetim anlayışları, teknolojiler,, iletişim imkanları bugün İskenderun'daki bir üreticinin Antalya'daki tüketiciye ulaşmaktaki zorluğu / kolaylığı kadar zorluğu / kolaylığı Çinli bir üreticiye de sunuyor. Bir yanda Angola fırsat pazarı haline gelebilirken diğer yanda Türkiye ya da Irak gibi mevcut pazarlarımız rakipler için önemli bir fırsat pazarı olmuş oluyor. Küreselleşme herkesin her ülkedeki müşterinin ihtiyaçlarını anlamasından öte o müşteriye ihtiyaç duyabileceği ürünü tasarlama süreçlerini pazarlamanın önemli bir fonksiyonu haline getirdi. Enerji maliyetlerindeki iyileşme herkese üretim maliyetini iyileştirme fırsatını eşit halde tanırken navlunlara bağlı iyileşme herkesin Pazar ve müşteri odaklı çalışması ölçüsünde avantaja dönüşebiliyor.

2020 yılında çelik talebinin 1.9 Milyar ton seviyesinde 2030 yılında ise 2.3 Milyar ton seviyesinde olması beklenmekte. 2030 lu yılların başında hurda talebi bu beklentiler doğrultusunda yaklaşık 200 Mio ton artarken, artan talebin ancak % 60 - % 70 lik kısmını karşılayabilecek arz artışı olabileceği tahmin ediliyor. Talebi en çok arttıran etken ise Çin, Kore gibi uzak doğulu ülkeler olacağı aynı zamanda uzak doğu ülkelerinin gelişmişliğine bağlı olarak arzın da buralarda artacağı tahmin ediliyor. Bu husus Rusya ve Türkiye için önemli bir tehdit.

Avantajımız tüm dünya aynı gerçeklerle yüz yüze. Dezavantajımız finansal sürdürülebilirliğin güç olduğu ülkemizin sermaye kıt finansal yapıları. Avantajımız hızlı karar alabilen, dünyanın her yerine satmaya hazır dinamik sektör oyuncularımız. Dezavantajlarımız karşımızda birlik olan yapılara, ülke çapında oluşturulan stratejilerle ilerleyen yapılara karşı birlik olabilme kültürümüzün eksikliği. Avantajımız yakın zamanda Dünya 8. liğine kadar yükselebilmiş güçlü üretim kapasitemiz. Dezavantajımız rekabet gücü ve uzun dönemli hayatiyet sorunları olan EAF bazlı sektör yapılanması ve daha ziyade ticari ürün gamında yapılanmış olmamız.

Dezavantajları avantaja, tehditleri fırsatlara çevirebilmek bizlerin beceri, anlayış, ve değişimi önce en tepeden, kendimizden başlatabilme yürekliliğimize bağlı.

* Yazı özetlenmiştir. Yazının tamamını okumak için http://matil.org/uploads/dokuman/506-1/Ayhan-Akin-Gelisen-Celik-Sektoru.pdf